MayıS

Cumartesi, Aralık 6, 2008

Çok uzun zaman oldu yazmayalı. Çok uzun süre yazmadım çünkü çok uzun süredir biri vardı yanımda. Yanımda demek belki de ona haksızlık olur. O içimdeydi hep. Benimleydi her zaman. Yazmam gerekmiyordu bu yüzden.O anlıyordu beni.Her şeyi biliyordu, belki de çok şey biliyordu.Anlatmadan anlıyordu her şeyi.

Ben de öyle yaptım. O söylemeden önce, hatta inkâr ederken anladım gideceğini. Hep –di’li geçmiş zaman kullanmamdan anlaşılmıştır belki.

O, gitti.

Çok sevdim, belki hala seviyorum onu. Her güne onun geri gelebileceğini düşünerek uyanıyorum. Sonra gün bitiyor ve o gelmiyor. Sonra o gece ağlıyorum ve lanet ediyorum her şeye. Pişman oluyorum beklediğime. Sonra ertesi sabah yine aynı…

Yazıyorum, yazdıkça azaltıyorum içimdekileri. Hep böyle yaptım ve bundan sonra da çok farklı olmayacak, anladım.

Çoğu zaman yazmaya direndiğim de oldu. Çocukça olduğuna inandım zaman zaman.  Ama başka şansı olmadığında insan yazmalı. İçindekileri dökmenin bir yolunu bulmalı. Anladım ki ben bu konuda iyiyim. Yazmak konusunda iddialı değilim ama içimi dökmek konusunda benden iyisi yoktur. Dökebildiği kadarını da saklamayı becere bilmeli insan. Mesela şu an tek yaptığım bu.Acımı saklamaya çalışıyorum ben.Gülüyorum değişen hiçbir şey yokmuş gibi.Her şeyin değiştiğini anlayana kadar da öyle yapacağım.

Mesela sevdiğimi saklayacağım. Onu hep beklediğimi fark etmeyecek kimse. Kalbime gömdüklerimden farklı olacak.

Yaşayan bir şeyi gömmek katliam olacak.

Henüz bu kıyıma hazır değilim. Kim bilir belki de hiç hazırlanmayacak. Unutmaya çalışmaktansa, alışmaya çalışacağım. Yazmaya devam ettiğim sürece belki de, okurum geçmiş her şeyi. O zaman anlarım ben de bugünlerin değerini. Öyle ya insan yaşarken farkına varamıyor.

Kısacası yine döndüm beyaz sayfalara. Bir ırmak var içimde dökülmeyi, denize ulaşmayı bekleyen.

10.5.08


Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Pablo Neruda

Çarşamba, Mayıs 21, 2008 -Kategori: siirler

Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
Şöyle diyebilirim: gece yıldızla dolu
Ve yıldızlar, masmavi titreşiyor uzakta
Şakıyarak dönüyor gökte gece rüzgarı.
Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
Sevdim ben onu, o da beni sevdi bir ara.
Kollarıma aldım bu gece gibi kaç gece
Kaç defa öptüm onu sonsuz göğün altında
Sevdi beni o ben de bir ara onu sevdim
O durgun, iri gözler sevilmez miydi ama

Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim.
Yokluğunu düşünüp, yitmesine yanmakla
Duyup geceyi, onsuz daha engin geceyi.
Ota düşen çiy gibi, düşmekle şiir cana
Ne gelir elden, sevgim onu tutamadıysa.
Gece yıldız içinde, o yoldaş değil bana
Hepsi bu. uzaklarda şarkı söylüyor biri.
Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca
Gözlerim arar onu, yaklaştırmak ister gibi
Yüreğim arar onu, o yoldaş değil bana

Artık sevmiyorum ya nasıl, nasıl sevmiştim
Sesim arar rüzgarı ulaşmak için ona
Ellere yar olur. öpmemden önceki gibi.
O ses, ışıl ışıl ten ve sonsuz bakışlarla
Artık sevmiyorum ya severim belki yine
Ne uzundur unutuş ah ne kısadır sevda
Böyle gecelerde kollarıma aldım çünkü
Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca

Belki bana verdiği son acıdır bu acı
Belki son şiirdir bu yazdığım şiir ona

Pablo Neruda

 

Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

...Mevlana...

Cuma, Mayıs 16, 2008

Mücevherlerden sarraflar anlar ancak,

başkasına kanma.

Ne fark eder ki kör bir insan için

Elmas da bir cam da.

Sana bakan bir kör ise

sakın kendini camdan sanma...

 

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Ece Temelkuran

Perşembe, Mayıs 15, 2008

Kapıyı açtı ..
Ağlıyordu..
Sevgilisi dün sabaha karşı beşte ...
Bir daha hiç dönmemek üzere..
Anlıyorsunuz değil mi, cam kırıkları ağzının içinde..

Koca adam oysa , koskocaman birşey.Ama işte konuşsa dili kanayacak sanki , ağzı bütün cam kesiği .
Bu hayatta olan şeymiş gibi sevgilinin gidişi , bunun üzerine artık hiç birşey olmayacakmış gibi...
"Bitti" yani.
Biter , bilirsiniz.
Yanmış kibritler gibi kolay ufalanan ve boynu eğik, bir daha yanamayacak kadar "yanık" ...
Kalıverir insan , kalıverir...
Artık yüzüne bakılmaz..

***

Hayat yüzüne bakmaz insanın , halden anlamaz. Yürüyüşün değişir, omzunun biri eğik , öbürü ondan da eğik ; çaresiz ,silahsız bir alacaklı gibi hayattan . Alacaklısındır hayattan .
Günler yakanı bıraksın istersin . Olup bitenin ortalarında durmak değil de , gürültünün şöyle kıyıcığına ilişivermek istersin . Görmesinler seni , kimse de birşey sormasın .. Hayat öyle kendi kendine gidiversin . Zaman geçiversin ve bu yara öyle kenarları tatlı tatlı kaşınacak kıvama gelsin , kabuğunu kaldırınca kanamayacak kadar iyileşsin . Ama yine de ille de 'O' gelsin ; geri gelsin . Yağmalasın etini , jiletlesin kalbini , ama yine de geri gelsin . Hep , belki de aniden iyi bişey oluverir sanırsın . Yalnız kaldıkça iyice enayileşip bir telefon açarsın . Bambaşka bir alemdedir elbette o , paldır küldür yerlere dökülüverirsin .

***
Birini görsen de sorsan keşke ; Daha çok var mı? Çok varsa daha , uyusan . Çocukluk yolculukları  gibi. Uyusan geçse. Geçinceye kadar uyuyabilsen . Biri tam olarak ne kadar uyuman gerektiğini söylese . Çocukluk yolculuğu gibi .. OLabilse..

***
Sonunda peki ? Yani... toz duman geçince?
Şu ağaç senden daha uzun sürecek , şu ucuz tükenmez kalem bile yani. Bu karga sen öldükten sonra da geçecek buradan. Ona yazdığın günlük notlar var ya , "Elektrikçi gelecek saat 17:00'de. Öpüyorum ." dediğin sarı kağıt , yeryüzünde senden çok kalacak , bu acıdan daha uzun ömürlü hepsi. Tuhaf değil mi ? Bu kalp kırıkların , kan pıhtılarının hiçbiri kalmayacak yani. Sana şimdi öyle gelmiyor değil mi? Uzayıp , yayılıp acı , bütün Asya kıtasını kaplayacak gibi. Oysa sorsan o yalancı babalar gibi "az kaldı" diyecekler sana . Ama bu bütün çocukluk yolculukları gibi uzun sürecek .
Uzayarak , uzun..
Sus şimdi , konuşma , dilin kanıyor yine...

Ece Temelkuran

 

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

güz gelmiştir

Çarşamba, Mayıs 14, 2008 -Kategori: siirler

...
Gözlerin parıldıyor mu, arada bir
düşleyince beni
orada?

Gözlerim kararıyor, arada bir
düşleyince seni
burada.

Sen karanlık beynimin aydınlık köşesi
siyah düşüncelerimin beyaz döşeği
pırılpırılsın
burada.

Ben ışıklı yolunun karanlık köşesi
beyaz düşlerinin siyah döşeği
kapkarayım burada.
...

ol/an
Oruç Aruoba

Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

İşte bu, dostum!

Pazartesi, Mayıs 12, 2008

...
İşte bu, dostum!Bu, bizi bütün zenginlikler içinde yoksul kılan: yalnız olamamamız: içimizdeki sevginin, yaşadığımız sürece, ölüp gitmemesi.
...
Ama kimse de demesin ki bizi, yazgı ayırıyor! Biziz bunu yapan, biz: biziz, kendimizi bilinmezin gecesine; herhangi başka bir dünyanın soğuk yabancılığına fırlatıp atmaktan haz alan---olabilseydi, güneşin çevresini de terkeder, yanılgı yıldızının sınırlarının ötesine saldırırdık.Ah! İnsanın yabanıl yüreğine denk gelen bir yurt yok; nasıl, güneşin ışınları yeryüzünde ilkin olgunlaştırdığı bitkileri sonradan kurutup yakarsa, insan da öldürür yüreğinde gelişen tatlı çiçekleri, neşelerini, yakınlığın ve sevginin.
Hölderlin
Hyperion, 1

Oruç Aruoba
ol an

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Depresyon Kılavuzu

Salı, Mayıs 6, 2008 -Kategori: tavsiyeler

"Kambur üstüne gelmeyen kamburun gözü kör olsun ." tadında bir ajanda sahibisin sen şimdi. Beş yaşından başlayarak rezil olduğun bütün anlar , hiç de acelesi olmayan sırıtkan bir mehter ekibi gibi gözünün önünden geçiyor. Düşündükçe yenilerini bulduğun bu anların her biri için koşup yemek masasının altına saklanmak istiyorsun . İntikamını almadığın ne varsa toplaşıp , ağır bir yumak halinde böğrünün üzerine oturuyor. Ah! Keşke sen de lafı gediğine koyan , hiç rezil olmayan , ne yaşasa üzerine bulaştırmayan insanlar gibi olabilsen . Egon , bulaşık bezinden hallice. Süper egon olmuş sana bir zebella! Tekme tokat girmişsiniz birbirinize ! Ne zaman insan içine çıksan sınıfta çiş yapmış bir çocuksun . Herkes seni görmezlikten mi geliyor , nedir?Sanki ruhun 'kırolaşıyor' da senden başka herkes stil sahibi. Tam da bu pozisyonda oyuna kabul edilmek için yalvaran bir çocuk kadar zavallısın . Durmadan rezil olduğun yetmezmiş gibi , bir de üzerine gidiyorsun rezaletlerin . Kurşun kalemle yaptığı temiz ödev hatasını parmağıyla silmeye çalışan silgisiz bir çocuk gibisin; neye dokunsan leke bırakıyorsun . Diğer yandan bütün bunları kendinin uydurduğunu bile bile , bu yüzden de "Ben niye böyle oldum?" diye diye , daha da beter yamultuyorsun kendini . Hayatın tadı saman gibi , mecburiyetten geviş getirmektesin sen .
Hoş geldin kardeş! Hayırlı olsun .: Halk arasında bilinen adıyla 'depresyondasın '.

Maalesef 19. yüzyılda yaşamıyoruz. O yüzdendir ki , kendini bir yere kilitlemenin 'manastıra kapanmak' şeklinde meşru bir yöntemi yok . İlla verimli bir profil çizeceksin , illa hayata karşı hazır cevap olacaksın . Prozac'tır , Xanax'tır bütün bu anti-depresanlar  seni süratle klip tadındaki bu hayata "geri kazandırmak" için yapılmış icatlardır zaten.Buna 'human recylcling process' de diyebiliriz.:İnsan posasından neşeli bireyler çıkarma işlemi.!Güzel olurdu tabii;efendi gibi giderdik müsait manastıra , kilitlerdik kapıyı ,"durma hakkımızı" kullanırdık .Fakat nedir? Mümkün değildir. O yüzden bu 'aptalsın aptaal' psikolojisini mümkün oldupunca en efendi biçimiyle yaşamak icap ediyor. 'Depresyon Kılavuzu' bu noktada devreye giriyor.
 
Zorlamayacaksın . Kötüysen kötü olacaksın . İlla iyi olayım , illa toplumla kaynaşayım demeyeceksin . Hayatın bu bölümü de böyle geçiversin yani , ne olacak? 'Depresyonlu' bir kimsenin bu çeşit üstüne gitmelerle kendini yormasında büyük sakınca vardır , enerjisini ekonomik kullanması gerekir. Enerjini günlük ödevlere saklayacaksın . "Bugün sokağa çıkılacak , şurada bir çay içilecek , burada durulup insanlara bakılacak , son parayla bile olsa iyi bir yemek yenecek ,' sen niye bu kadar kötüsün?' gibi yıpratıcı meraklara sahip olmayan arkadaşlarla havadan sudan bahsedilecek , eve doğru kaçmaya çalışan adımlara yol şaşırtılacak " şeklindeki ödevler arzuya göre çoğaltılabilir. :))
 
'Depresyonlu' kişinin hastalık derecesinde mutlu insanlarla sık görüşmesi de büyük tehlike ihtiva eder;o tip mahluklarla mesafeli ilişki kuracaksın. Manasız zırlama ihtiyacını tek başına Sadi Alışık filmleri izleyerekgidereceksin. "Ben niye böyleyim?" sorusu hiç sorulmayacak .Sen de böylesin ne yapalım ? Şehir de ne kadar lüzumsuz kültürel etkinlik varsa hepsi takip edilecek, günü kurtarma hesabı yapılacak. "Katlanma" hissi uyandıran hiç bir  kişiye eve hiçbir etkinliğe imtiyaz tanınmayacak.
Daha önce yapılmayan herşey denenecek , şehirdeki lunaparka gitmedin hiç mesela , gitsene .:)
Rezil olma , kaçma , zavallılaşma , beceriksiz olma hakkı gibi İnsan Hakları Beyannamesi'ne niyeyse konulmamış bütün haklarını kullanma zamanın şimdi . Kullan hepsini . Korkma! İki ay sonra kimse senin bütün o saçmalıkları yaptığını hatırlamayacak . Hatırlasalar da boşver!Sen kendin için bir kayalıksın şimdi. Diğer herşey ayaklarına vurup yokolan köpükler.
Sağlam dur kardeş! bu da geçer! :)
 
Ece Temelkuran

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
« Önceki -

Me myself and I

Son Yazılarım

Arkadaşlarım

Kategorilerim

Bağlantılarım

Designed by In Obscuro